January12012
Nefes almanın güzelliği demiyorum dikkat ederseniz.
Tertemiz bir dağ havasında, karlı bir günde ormanda yürüyüş yaparken veya kumsalda iyot kokusu eşliğinde veya çiçeklerin yeni açtığı bir bahar sabahı güzel bir parkta demiyorum dikkat ederseniz. Sadece derin nefes almanın güzelliğinden bahsetmek istiyorum nerede ne zaman olursak olalım.
Nefes almak, ne kadar hayati olduğu bilinse de sadece vücudun yaşaması için yaptığımız ve çoğu zaman çoğumuzun da farkında olmadığı rutin sıradan bir işlem oluyor. Halbuki sadece vücudu beslemiyor aldığımız nefes ruhumuzu da besliyor, canlandırıyor bir taraftan da sakinleştiriyor. Biliyorum çünkü ben ne zaman derin bir nefes alsam bir anda sıkıntılar yerini güzel duygulara bırakıyor. Evren içinde minik bir nokta olduğumu hatırlıyor ve bu dünyadaki sınırlı ama belirsiz zamanımı daha iyi değerlendirmem gerektiğini hatırlıyorum. Ruhumu kontrol ediyorum bedenimde mi diye…Bedenlerin ruhlarını arkalarda bıraktığı o koşturmalı geçen hayat temposuna kapılmamaya çalışıyorum. Duruyorum ve derin nefes alıyorum. Bekliyorum.
Ruhun olması fikri beni çok dinlendiriyor. Bir yerlerde bir formda devam edeceğimi bilmek beni heyecanlandırıyor. Mevlana’nın dediği gibi nasıl bebek dünyaya gelirken aslında bir dünyadan ötekine geçiyorsa bizler de bedensel olarak ölürken ruhen devam edebiliyoruz. Ben de ölümüm kutlansın isterim sırf bu yüzden, Mevlana gibi.
Ne diyordum? Derin nefes almak rahatlatıyor bedeni ve de ruhu. Oksijeni bol olursa tadına da doyulmuyor.
1 Ocak 2012
September92011
Bir varmış bir yokmuş misali küçük bir nokta olmanın o dayanılmaz hafifliğini hissetmek varken nedense biz, insanoğulları ve kızları hayatı karmaşıklaştırmaya bayılıyoruz.
O karmaşık hesaplaşmaları yaparken içimizdeki benle, amacımız hayatımızı basitleştirmek ve anları yaşamanın bir yolunu bulmak oluyor. Ve anlarımız böyle birer birer anı oluyor.
Bu anı yaşama işini başaranlara bakıyorum da aslında çok da bilinçli yapmıyorlar sanki bu işi. Farkında oldukları en önemli şey hayatın aslında her an bitebileceği belki de. Ve bu yüzden anların değerini biliyorlar ve bu yüzden de kendilerini iyi hissedecekleri şekilde yaşamayı tercih ediyorlar. Anlar böylece tatlı anılara dönüşüyor. Gelecek de güzel şekilleniyor akabinde.
Bu çok kolay olmayabilir…Ama olabilir de. Düşünmekle başlıyor sanırım herşey. Çok acı çekerken belki bu zor gelir ama acaba başka bir seçenek var mı diye insan sorabilmeli kendine o anlardan birinde ve cevabını da dürüstçe vermeli. Nasıl o gün ne giyeceğinizi seçiyorsanız bedeninize, o an nasıl hissedeceğini de seçebilirsiniz ruhunuza.
Bu konuda, çocukları biraz daha gözlemlemenin sanırım faydası olacaktır. Neşelerini kolay kolay bozmayan ve istediklerini bir şekilde elde eden o sevgi yumakları, büyükler bozana kadar frekanslarını hayatlarını gerçekten anlarda yaşayabiliyorlar.
Bu elle tutulmaz gözle görünmez gemide, ben de anılarda yaşamaktan anlarda yaşamaya uzanan bir yolculuğa çıkıyorum. Gidilen yerin çok da önemi yok zira varılacak liman da bilette yazmıyor…Sadece yolculuktan zevk almak önemli olan. Gelen var mı benimle?
7 Eylül 2011
August192011
“Try and fail, but don’t fail to try.”
Stephen Kaggwa
Any ideas, experiences you want to share?
19 Ağustos 2011
May302011
“Time you enjoy wasting, was not wasted.”
John Lennon
May162011
“Luck is what happens when preparation meets opportunity.”
Seneca
May122011
“Women have a wonderful instinct about things. They can discover everything except the obvious.”
Oscar Wilde
April202011
Yaptığınız veya yapacağınız işi sevip sevmediğinizi anlamak her zaman kolay olmuyor. Bunu test etmenin yolu sanırım sevdiğim saydığım bir hocamdan duyduğum şu soruda saklı : Bu iş için, üstüne para verir misiniz? Bir bedel ödemeyi kabul eder miydiniz?
İş mantığına ters diyeceksiniz belki ama hani başlangıç aşamasında verdiğiniz bir giriş bedeli diyelim. Sonrasını yaşayıp göreceksiniz. Verir miyidiniz?
Her zaman da para vermeniz gerekmiyor doğrusu. Çoğu zaman bedeli hesaplanamayan fedekarlıklar oluyor istenen. Günlerce, gecelerce, tatillerce çalışıp ihmal ettiğiniz sevdikleriniz de olabilir bu ya da kaçırdığınız sizi çok mutlu eden o filmler de olabilir. Arka odalarda bir yere tıkılmış sizi bekleyen maket bıçağınız veya tutkuyla sıkılmış yağlı boya tüpleriniz de olabilir. Okumayı ertelediğiniz onca kitap dergi de alıp götürmüştür çoktan sizden bir sürü şey. Dinlemeyi atladığınız o güzel müzikler de, bir deri bir kemik kalan ruhunuzun, çoktan tadını unuttuğu lezzet parçacıkları gibidir.
Alternatif maliyeti hesaplarken işinde, ruhunda hesaplayabiliyor musun bunu?
Aman ha! Sakın farkına varmadan çok büyük bir bedeli birikmiş olmasın bu vazgeçişlerin, iç çekişlerin?
Aman ha! Hayata borçlu veda etmeyelim sonra…
20 Nisan 2011
April132011
“Life is like riding a bicycle. To keep your balance you must keep moving”
Albert Einstein
April72011
Birşeyin karşısında olmak yerine birşeylerin yanında olmayı seçmek daha iyi geliyor insana..Yapmayanlara denemelerini tavsiye ederim.
Örnekleri sizden bekliyorum.
Bir tane ben vereyim yine de: Savaş karşıtı demek yerine barış yanlısıyım demek gibi.